Bir Vazgeçiş İklimi

Sabah uyanmayı hiç istemedim. Aslında ne rüya görüyordum ne de başka bir şey. Ama yine de yataktan çıkmayı güneşi görmeyi bir türlü istemedim. Zorunlu bir kalkışla hazırlandım. Uzun zaman sonra ilk kez bu gün elime para geçecekti. Özgürce harcayabileceğim, şişenin yarısında “buda yarına kalsın” demeyeceğim para. Akşam için dünden daha sözleşmiştik. Mazhar Fuat Özkan konserine biletleri ayırtmıştık. “Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından” derken sözüm ona duygulanacaktık. Aklıma takıldı tabiî ki de. Hemen kitaplıkta duran “Çalı kuşu” kitabını aldım. İçerisini açtığımda sarı lale öylece, huzurlu duruyordu orada. İçim rahatladı. Oysa zaten senelerdir orada durduğunu biliyordum. Kim gelip çalacaktı ki?
Bir Ankara günüydü. Galatasaray maçı vardı. İnsanlar konvoy halinde maçın olduğu yere gidiyorlardı. Aynı anda Sertap Erener ve Kıraç halk konseri veriyordu. Benim aklım maçtaydı. Sevgilime çocukça bir sürü kapris yaptım. Yinede maç onu cazip etmiyordu nedense. Şimdi hatırladım da aylardan Nisan’dı. Ne tesadüf ama…
Sevgilim o gün İstanbul’a dönecekti. İşin tuhaf yanı biz o gün orada zaten birkaç gece önceden ayrılık kararını almıştık. Birkaç gün ikimizde gidememiştik. Kalması için başka bir bahanesi vardır muhtemelen. Ama ben benim için kaldığına inanmak istiyorum şimdi. Yoksa hikayenin bir anlamı olur mu?
Maçtan vazgeçtik konser alanına doğru yürümeye başladık. Sanırım 23 Nisan için özel yürüyüşlerinde olduğu bir gündü. Çünkü orası Ankaraydı. Yollar trafiğe kapanmış asfaltta rahat rahat yürüyebiliyorduk. Mazharın şarkısı henüz meşhur olmuştu. Her güzel klasik çift gibi bizde bu şarkıyı kendimize seçmiştik işte. “Sen olmasan buralara gelemezdim ben, sevemezdim bu şehri anlamazdım dilinden”. Yolun kenarından yolmuştuk “Çalı kuşu” kitabının arasında uyuyan sarı laleyi.
Akşam Mazhar Fuat Özkan konseri için sözleştik arkadaşlarla. Pek bir eğlendiriyorlar, üstelik paramda var. Sabah uyanır uyanmaz işe giderken bile konser için hazırlandım. Akşam iş yerinden direk çıkıp biraz yemek yer. İçkinin ucuz olduğu bir mekanda içmeye başlar öyle konsere gideriz dedik. Zira konserin yapıldığı barda alkol biraz pahalı. Sonra iş yerindeyken üzerimde ki kıyafetleri, saçıma taktığım kahve bandı hiç birini beğenmedim. Kendimi hiç beğenmediğimi fark edince, eve gidip hem yemek yaparım hem de süslenirim diye düşündüm.
Tam asansöre binmiştim ne giysem diye düşünerek. Kendimi filimcide buldum. Rafa baktım savsak bir şekilde. Hiç tarzım olmayan bir filmi elime aldım. “Flyboys”. Filmin kapağında ki çocuk tanıdık geldi gözüme ama nereden tanıdığımı o anda bir türlü çıkaramadım. James Franco tabiî ki de. Spider Man 3 de görmüştüm kendisini. Asansörde ne giyeceğimi düşünürken bir anda konsere gitmekten vazgeçtim. Daha önce çoğu kez gitmiştim zaten kaybedeceğim çok bir şey olmayacak diye geçirdim kafamda. Marketten bir “öküz gözü” alır. Filmi izlerken şarap yudumlarım diye geçirdim kafamdan.
Markete girdim. “Öküz gözü” bulamadım. Ve aklıma geldi. Bir süre önce yarın içerim diye şişenin dibinde olan vodkam hali hazırda vardı zaten.
Evin yolunu tuttum. Siteye daha girmeden birkaç genç sayılabilecek adam takıldı gözüme. Nereden hatırlıyorum ki ben bu insanları? 5 sene evvel ben çocukken orda duran çiğdem çitleyen ağabeylerdi. Şimdi ben büyüdüm onlar hala orda ama artık abi değiller. Bir tanesi geldi. 90’lardan kalma bir metotla “Merhaba arkadaş olabilir miyiz” dedi. “Hayır” demeye mecalim yoktu. Suratına bile bakmadan yoluma devam ettim.
Siteye girdiğimde çocuklar yazlık kıyafetlerini giymeye başlamışlar etrafta koşuşturuyorlardı. Ellerinde bahçe işleri ile uğraşan adamın ortaya attığı budanmış dallarla kızlar ve erkekler birbirleriyle dövüşüyorlardı. Dalların sağa sola savrulurken ki sesleri kulağımı tırmaladı. Rüzgardan daha kuvvetli daha sert bir ses. Hiç sırtınıza değdi mi o dalların sesleri? Çocukken değmişti benim. Çok canım acımıştı. Mahallede ki çocuklardan biri vurmuştu. Şimdi adını hatırlamıyorum. Gözlükleri vardı ama. Bir anda telaşlandım. Çocukların yanına gittim. Sopalarını bana verirlerse her birine 1 tl para vereceğimi söyledim. Polise sizi söylerim gelir kulağınızı çeker demekten daha mantıklıydı. İçlerinde kalmayacaktı bir birlerinin sırtlarında çıkaracakları kımızı kırbaç gibi izler. Belki o parayla buzparmak alırlar diye düşündüm. Hemen oltaya geldi çocuklar. Sopalarını bana verdiler. Ve paralarını aldılar.
Eve girdiğimde anladım sabah kapıları açık bırakmamışım yine havasızlık kokuyor. Yemeği hazırlayıp ocağa koydum. Filmi çantamdan çıkardım izlerken biraz bir şeyler içerim dedim. Vodkaya baktım. Ne içesim vardı nede film izleyesim. Zaten bu filmi isteyerek seçmedim. Filmiciye girdiğimde fazla oyalanmamak için ilk elime gelen filmdi o kadar. İzlemekten vazgeçip klasiklere gözüm ilişti. Hepsini okumuştum. Okuduğum kitabı baştan okumak hiç çekici gelmiyor. Daha başından sonunu biliyorum. Aynı “Aşk” gibi.
Sonunu hiçbir zaman bilemeyeceğim ama daha önce okuduğum bir kitap ilişti gözüme. Gogol “Ölü Canlar”. Alıp okumaya başladım. Bir de yanında şarkı açtım.
Sonra oturup bunları yazdım. Oysa ara verdiğimi söylemiştim değil mi?





Comments
Yaptiginiz yorumun, yaziyla ilgili olmasina ozen gosterin.
Yorumunuzda imla hatalarini mutlaka kontrol edin. Yorum kurallari icin TIKLAYIN!!
You must be logged in to post a comment.