Ünlülerin inanılmaz itirafları

Şubat 26, 2010 by admin  
Filed under Magazin

Beyonce
Bu kadar zengin olacağımı hiç düşünmemiştim. Bu paralar beni utandırıyor!

Paris Hilton
Polisler sürekli bana çıkma teklifi ediyor.

Eva Herzigova
Vücudum şekle girsin diye ölen ünlülerden değilim.

Sandra Bullock
Artık para kazanacağım roller değil de becerebileceğim rollerde oynuyorum

Sarah Jessica Parker
Para harcamak beni kaygılandırıyor o yüzden hep aldığım şeyleri iade ediyorum.

Victoria Beckham
Eddie Murphy’nin suratına tükürmek istiyorum!

Rihanna
Artık eskisi kadar masum görünmüyorum!

Hugh Hefne (Bugüne kadar kaç kadınla seks yaptığı sorusuna verdiği cevap)
Uzun zaman önce saymayı bıraktım. Ama 1000’;den fazladır. Ben çok romantik bir erkeğim. Karşımdaki kişiye duygusal olarak bağlanmak isterim.

Amerie
Bacaklarım kariyerim için çok önemli. O yüzden onları sigortalattım.

Bir Vazgeçiş İklimi

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

17

Sabah uyanmayı hiç istemedim. Aslında ne rüya görüyordum ne de başka bir şey. Ama yine de yataktan çıkmayı güneşi görmeyi bir türlü istemedim. Zorunlu bir kalkışla hazırlandım. Uzun zaman sonra ilk kez bu gün elime para geçecekti. Özgürce harcayabileceğim, şişenin yarısında “buda yarına kalsın” demeyeceğim para. Akşam için dünden daha sözleşmiştik. Mazhar Fuat Özkan konserine biletleri ayırtmıştık. “Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından” derken sözüm ona duygulanacaktık. Aklıma takıldı tabiî ki de. Hemen kitaplıkta duran “Çalı kuşu” kitabını aldım. İçerisini açtığımda sarı lale öylece, huzurlu duruyordu orada. İçim rahatladı. Oysa zaten senelerdir orada durduğunu biliyordum. Kim gelip çalacaktı ki?

Bir Ankara günüydü. Galatasaray maçı vardı. İnsanlar konvoy halinde maçın olduğu yere gidiyorlardı. Aynı anda Sertap Erener ve Kıraç halk konseri veriyordu. Benim aklım maçtaydı. Sevgilime çocukça bir sürü kapris yaptım. Yinede maç onu cazip etmiyordu nedense. Şimdi hatırladım da aylardan Nisan’dı. Ne tesadüf ama…
Sevgilim o gün İstanbul’a dönecekti. İşin tuhaf yanı biz o gün orada zaten birkaç gece önceden ayrılık kararını almıştık. Birkaç gün ikimizde gidememiştik. Kalması için başka bir bahanesi vardır muhtemelen. Ama ben benim için kaldığına inanmak istiyorum şimdi. Yoksa hikayenin bir anlamı olur mu?

Maçtan vazgeçtik konser alanına doğru yürümeye başladık. Sanırım 23 Nisan için özel yürüyüşlerinde olduğu bir gündü. Çünkü orası Ankaraydı. Yollar trafiğe kapanmış asfaltta rahat rahat yürüyebiliyorduk. Mazharın şarkısı henüz meşhur olmuştu. Her güzel klasik çift gibi bizde bu şarkıyı kendimize seçmiştik işte. “Sen olmasan buralara gelemezdim ben, sevemezdim bu şehri anlamazdım dilinden”. Yolun kenarından yolmuştuk “Çalı kuşu” kitabının arasında uyuyan sarı laleyi.

Akşam Mazhar Fuat Özkan konseri için sözleştik arkadaşlarla. Pek bir eğlendiriyorlar, üstelik paramda var. Sabah uyanır uyanmaz işe giderken bile konser için hazırlandım. Akşam iş yerinden direk çıkıp biraz yemek yer. İçkinin ucuz olduğu bir mekanda içmeye başlar öyle konsere gideriz dedik. Zira konserin yapıldığı barda alkol biraz pahalı. Sonra iş yerindeyken üzerimde ki kıyafetleri, saçıma taktığım kahve bandı hiç birini beğenmedim. Kendimi hiç beğenmediğimi fark edince, eve gidip hem yemek yaparım hem de süslenirim diye düşündüm.

Tam asansöre binmiştim ne giysem diye düşünerek. Kendimi filimcide buldum. Rafa baktım savsak bir şekilde. Hiç tarzım olmayan bir filmi elime aldım. “Flyboys”. Filmin kapağında ki çocuk tanıdık geldi gözüme ama nereden tanıdığımı o anda bir türlü çıkaramadım. James Franco tabiî ki de. Spider Man 3 de görmüştüm kendisini. Asansörde ne giyeceğimi düşünürken bir anda konsere gitmekten vazgeçtim. Daha önce çoğu kez gitmiştim zaten kaybedeceğim çok bir şey olmayacak diye geçirdim kafamda. Marketten bir “öküz gözü” alır. Filmi izlerken şarap yudumlarım diye geçirdim kafamdan.
Markete girdim. “Öküz gözü” bulamadım. Ve aklıma geldi. Bir süre önce yarın içerim diye şişenin dibinde olan vodkam hali hazırda vardı zaten.

Evin yolunu tuttum. Siteye daha girmeden birkaç genç sayılabilecek adam takıldı gözüme. Nereden hatırlıyorum ki ben bu insanları? 5 sene evvel ben çocukken orda duran çiğdem çitleyen ağabeylerdi. Şimdi ben büyüdüm onlar hala orda ama artık abi değiller. Bir tanesi geldi. 90’lardan kalma bir metotla “Merhaba arkadaş olabilir miyiz” dedi. “Hayır” demeye mecalim yoktu. Suratına bile bakmadan yoluma devam ettim.

Siteye girdiğimde çocuklar yazlık kıyafetlerini giymeye başlamışlar etrafta koşuşturuyorlardı. Ellerinde bahçe işleri ile uğraşan adamın ortaya attığı budanmış dallarla kızlar ve erkekler birbirleriyle dövüşüyorlardı. Dalların sağa sola savrulurken ki sesleri kulağımı tırmaladı. Rüzgardan daha kuvvetli daha sert bir ses. Hiç sırtınıza değdi mi o dalların sesleri? Çocukken değmişti benim. Çok canım acımıştı. Mahallede ki çocuklardan biri vurmuştu. Şimdi adını hatırlamıyorum. Gözlükleri vardı ama. Bir anda telaşlandım. Çocukların yanına gittim. Sopalarını bana verirlerse her birine 1 tl para vereceğimi söyledim. Polise sizi söylerim gelir kulağınızı çeker demekten daha mantıklıydı. İçlerinde kalmayacaktı bir birlerinin sırtlarında çıkaracakları kımızı kırbaç gibi izler. Belki o parayla buzparmak alırlar diye düşündüm. Hemen oltaya geldi çocuklar. Sopalarını bana verdiler. Ve paralarını aldılar.

Eve girdiğimde anladım sabah kapıları açık bırakmamışım yine havasızlık kokuyor. Yemeği hazırlayıp ocağa koydum. Filmi çantamdan çıkardım izlerken biraz bir şeyler içerim dedim. Vodkaya baktım. Ne içesim vardı nede film izleyesim. Zaten bu filmi isteyerek seçmedim. Filmiciye girdiğimde fazla oyalanmamak için ilk elime gelen filmdi o kadar. İzlemekten vazgeçip klasiklere gözüm ilişti. Hepsini okumuştum. Okuduğum kitabı baştan okumak hiç çekici gelmiyor. Daha başından sonunu biliyorum. Aynı “Aşk” gibi.

Sonunu hiçbir zaman bilemeyeceğim ama daha önce okuduğum bir kitap ilişti gözüme. Gogol “Ölü Canlar”. Alıp okumaya başladım. Bir de yanında şarkı açtım.

Sonra oturup bunları yazdım. Oysa ara verdiğimi söylemiştim değil mi?

Nisan Sayısı Sevişmesi

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

16

Sapsarı neşe dolu bir güne suratımda kocaman bir sivilceyle başladım. Ama mutlu olmama engel olamayacak bir sivilceyi sıkıp, iz bıraktırmaktansa geçen yaz aldığım ve hala bitmeyen ekonomik bronz fondotenimi dayadım suratıma.

Şarkı söyleyerek başladığım nadir günlerden bir tanesi işte. İçimde sevişme aşkı koyuldum yola. Sabah sabah suratsız bir avuç insan. Çaycı suratsız, terzi suratsız, Mal Bekir bile suratsız karı satacak anladım. Yinede söylediğim şarkıdan vazgeçmedim devam ettim.

Bitmeyen paramı değerlendirmek arzusu gaza gelince ruhum dayanamadı ve patladı. İki adet fırça, biraz boya, birde tual aldım. İki adet şahane film aldım. Zaten daha önce izlemiştim. Şarabın sarhoş edeceği nadide bir film. “Frida”. Yeniden resim çizmeye başlamaya karar verdiğim Cumartesi gecesi sevişmesi gibi bir film işte. İzlemedim henüz ama olsun. Şarabıda açmadım daha zaten ama olsun.

Akşam üstü kararımı verdim yolumdan kimse döndüremez beni. Gittim biletimi ayırttım. Sabaha gideceğim dedim bu orospu kanlı şehirden. Babam dikildi karşıma çocuk gibi “Gitme” dedi. Bok vardı kaldım yine. Ama koydum aklıma. Basıp giderim. Yarın değilse bir gün elbet.

Cam kenarı ayırttığım bilet usluca duruyor. Gündüz yolculuğunu hiç sevmem. Şerit saymaktan yanımda oturan ablanın muhtemel salyalı anılarını dinlemektense gece yolculuğu yapmak hep daha arzulu gelmiştir. Siyah fona beyaz şeritler. Bilmem kaçında koyun sayar gibi dalınan uyku. Yinede gündüze ayırttım biletimi. Belki geriye dönmek istemem dedim. Döneceğini bile bile neden döneklik yapar beyin. Beynimi sikeyim!

Akşam üstü resim yapmaktan sıkıldım. Zaten yaptıklarımda bir boka benzemedi. Mutluluğun resmini mi çizecektim. Eşek kuyruğu çizmek istedim çizdim. Ucuna konmuş kelebek çizmek istedim çizdim. Lan aslında ben çok sevmek istemiştim, çizemedim. Arkadaşım bu entel halimden sıkıldı kalk dedi dışarı çıkalım kaltak!

Mahallede sefere çıktık elimizde kahve fincanlarıyla. Gençler hala sevişmekte. Kafamı hangi banka çevirsem soluk verilmeden devam edilen uzun öpüşmeleri izledim. Fatih Terim gibi hissettim bir süre sonra kendimi. “Evladım tut kızın belinden çek kendine. Daya şimdi! Git gel bakayım.” Sürtüşmeli hayat şekli. Bu arada ben hiç oynaşmadım onu farkettim üzüldüm.

Hiç parkta markta yakalanma korkum olmadı. Ben hiç sevişemedim ne acı. Hep sevgililerim başka şehirde yaşadılar. Telefonla ilişkim oldu. Telefon kulağımı sikti!

Sineklerde hali hazırda etrafta cirit atıyorlar. Bir sinek nasıl becermişse Eşofmandan dalıp diz kapağımın altını ısırmış. Deli dehşet kaşınıyor. Yavşak Sinek!

Biletim hala uyuyor orada. Akşam ikna edersem babamı. Gideyim ya! Kaldıkça daralıyorum. Her sabah aynı şeyleri sil baştan yaşayıp şu salak yere ayrı şeyler yazıyorum ya. Bu cidden meziyet.

En çok şeye güldüm bu gün. Bir karikatürde kadının biri adama soruyor

-Beni ne kadar seviyorsun Farukkk
-Eşeğin Ziki kadar!

Nedense çok güldüm buna! Karnıma ağrılar girdi.

Yarın sabah gidersem iş yerimde ki menekşeye kim bakıcak! Babam kültablasını bile boşaltmıyor çiçeğimi mi sulayacak sanki. Bir sonraki güne alayım bileti. Aman sikeyim çiçeği, solsun gitsin banane! İstanbuldan daha alasını alırım.
Bu gün bütün gün bu şarkı çınladı kulağımda “Temple of the king” Siktir git der gibi bağırdı! Durur muyum lan! Giderim! İçimde ki rokçıııyı azdırdı pezevenkler!

Kısa bir ayrıntı; Bu resimi ojelerimle çizdim. Ojelerim ve bir aptal fırça eşliğinde. Temple of the king şarkısı 24. kez dönüyordu belki. Sonra oje sürecektim. Resimde ojeden başka bir boya falan yok full oje. Birden bire oluştu. Hiç kalem kullanmadım.

Resimi ilk çizdiğimde yüzün yanında ki kutucuklarda hayatımda sevdiğim şeyler var aslında. En üst kutuda bir adet sigara ve bir uğur böceği. Hemen altında güneş ve bir adet papatya. Yanında ki siyah kutucuk sevdiğim adam olmakta. Hemen altındaki kırmızı bir kalp var oda benim kalbim. Kalbin sol tarafında ki kutucukta alkol. Sağ üst kutuda kitaplarım, hemen altında notalar yani müzik. Ve en alt kutuda imzam var. Sonra şarabı fazla kaçırdım. Birde oje fena kafa yapıyormuş. Bütün ojeleri resme boca ettim. Çıldıran ressamlar misali:P. Bu resmi ofise götüreceğim çiçeğimi yalnız bırakmasın. Temple of the king öldürecek sanırım beni.

Gizli Bahçe

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

15

Dün hayatımın en güzel gecesini yaşadım. Sabah uyanır uyanmaz yazacaktım lakin iş yerini temizlemeye gittiğimden ötürü bu saate kaldı.

Akşam ojeden bozma tablomdan sonra şarabında etkisiyle arkadaşım ve ben fenalaşmaya başladık. En son soluğu sitenin bahçesinde aldık. Bahçeye yeni ekilen çiçekleri çalacağız ben cd kapağından saksı yapacağım sonra balkona koyacağız. Biz bir saçmalıkla bahçeye indik. Çiçeklere falan bakıyoruz. Şerefsizler bahçeyi sulamışlar her yerimiz çamur oldu. Yakalanmamak içinde bir titizlik uğraşıyoruz.

Şöyle sokağa baktım karanlıktan uzun boylu bir herif geliyor. Aha dedim bu Devroş! (Devroş mahalleden sevdiğim bir arkadaşım) Pusuya yattım.. Tam bizim tarafa yanaşınca zıpladım önüne “Bir oyun oynayalım mı Devroş” diye bağırdım. Rezillik meğer Devroş falan değilmiş. Tanımadığım bir herif. Herif bağrıyor ben bağrıyorum arkadaşım yerlerde gülme krizine falan giriyor. Lan salak karı gülme!

Neyse özür mözür faslından sonra içmişim ya rahatım. Gel bize yardım et dedim çiçek çalıyoruz. Hayır hadi benim kafam güzel! Hadi ben depresyondayım! Be adam sen neden tamam olur diye kollarını sıvarsın.

Adam bizden deli çıktı. Baktı bahçeye “Yok yahu burdaki çiçekler güzel değil. Çağdaş apartmanın bahçesine bakın bide orası harika” dedi. Sonra adamın peşine takıldık üç salak Çağdaş apartmanın bahçesine gidiyoruz.

Bahçe hakkatten şahane ama Alice’in harikalar diyarı yanında bok yemiş cinsten güzel. Daldık biz bahçeye. Sonra tabi gülme seslerimiz falan. Kapıcı çıktı sessizce pustuk üç salak saklanıyoruz. Arkadaşım bombayı patlattı.

-Abi senin yaş kaç
-28 buçuk
-Abi sen niye çocukla çocuk oluyorsun ya!

Biz bu sohbette kahkaha krizine girerken abinin poşetteki çağla bademe yumulduk. Yiyoruz katır katır bir yandanda kapıcıdan saklanıyoruz.

Kahkaha gülme falan hayatımda hiç bu kadar eğlenmemiştim. Cumartesi gecesi bara gitsem dağıtsam falan bu kadar eğlenemezdim eminim.

Sonra apartmana kadar eşlik etti bize. (Yaa gece çok daha uzun ve komikti yazınca nedense pek bişi olmamış gibi duruyor:(()

Sonra adam yoluna biz eve çıkıyoruz. Asansörde klasik konuşma

-Çocuk fena vuruldu sana Z.Bok
-Hadi lan ordan suratımda makyaj yok, fönüm yok neyime vurulacak.
-Kızım çağla bademleri kırtlatırken gözündeki ışık suratına sürdüğün boyadan daha çekici duruyordu. (bu lafı cidden kurdu arkadaşım hayatımda duyduğum en sempatik iltifatı) Resmen herif aşık oldu sana.
-Deme yavvvv!
-Valla
-Göksu
-Efendim
-Adamın adı neydi?
-Haaa sormadık lan!
-Afferim bize!!!

Ama gerçekten çok eğlendim dün gece ya. Hiç bu kadar eğlenmemiştim. Herşeyden arınılmıştı sanki. Kimse kimseye ne olduğunu nerden geldiğini nereye gittiğini, mesleğinin ne olduğunu, dinlediği müziği, sevdiği şairi hiç bir şeyin önemi olmadan. Hiç bir yalan olmadan. Kendini beğendirme kaygısı olmadan. Ne bileyim hiç bir şey yapmadan öylece içten güldük. Resmen 5 yaşında çocuklar gibiydik. Zillere basıp kaçmadığımız kalmıştı bir. Adamın adını bile bilmiyorum. Hoş adamın adı, ne iş yaptığı kim olduğu umurumda da değil. Hatta bir daha hiç bir zaman karşılaşmazsak daha güzel olur. Gecenin köründe bahçeden çiçek çaldığım herif olarak kalacak hayat boyu aklımda. Çok güzel bir geceydi. Bir daha aynı geceyi yaşamak için şu an neler vermezdim anlatamam. Ya yazdıklarımdan çok daha eğlenceli çok daha güzeldi. Çok güldüm hiç gülmediğim kadar çok güldüm. İlkkez sabah kalktığımda böyle mutlu uyandım ya!

Dersimi Çalıştım Hazırım AŞK’a

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

14

İnternette turlarken. Birde ne göreyim “Güvenilmez Erkek Tipleri” isimli bir yazı. Kadınları bilinçlendirecekler sözüm ona. Bir sürü erkek tipinden bahsediyor. Bahsettikleri Türkiyede mevcut değil ama. Ve işin tuhaf yanı bahsettiği erkeklerin hepsi Xman grubu gibi ayrı ayrı meziyetleri var. Biri Özgür ruhlu doğa sproları yapar. Atlar zıplar koşar. Bize vakit ayıramazmış. Babadan zengin ya pezevenk. Hayatını koşarak kazanacak. Bu adam hiç mi işe gitmez. yıllık izinlerinde hiç mi taşak salıp uyuyayım demez. Anlattığı herif güvenilmez değil bildiğin al güven yapış sırtına parazit gibi bir ömür boyu yaşa!

İkinci Erkek “Heykel gibi yakışıklı” Diyor ki bir de haspam (Sanki kaşar hergün heykel gibi yakışıklı herifle beraber olmuşta başıma bide uzak durun diyor ya!) Buda böyle giyinir süslenirmiş falanmış filanmış. Ama bunun altında annesi varmış. Acaba diyor sen bu adamla beraber olabilecek misin diyor?

Üçüncü Erkek tipi; (Ki benim bayıldığım don Juan De Marco) KAzanovaymış. Pahalı içkisini yudumlarmış. Çekici ve şahane gülümsemesi olurmuş. İlk başta cazip gelebilirmiş ama sonra sabah kalktığımızda yalnız uyanabilirmişiz.! Öyle bir herif yooğğğ yoğğ

Dördüncü ve Son herif; İş kolik. (Bu hakkatten olabilir ya) Cidden çekilmez. Paso para düşünen herifin nesi çekilir ya! Sürekli işten güçten yakınan bir tip. Ama yazıda bahsedilen tip normal memur, doktor, avukat, öğretmen falan değil. Bin Yapı holdingin sahibi gibi bir şey.

Ya bu yazıları hazırlayan kaltakları çok merak ediyorum. Nevadanın sakin ve ücra bir yerinde mi yaşamaktalar_? Bu ne hayal gücü annem. Öyle herifler yok lan! Bildiğin öküz tipli mallar mevcut ülkede. İşin komik yanı bunun meslekle statüylede alakası yok. Ben ne doktorlar tanıdım cosmopolitan öküz çıktı. Bence ülkemin havasında suyunda bir bokluk var. Kibar gelen öküz çıkıyor.

Zamanında Adam diye bir sevgilim vardı. Gavurdu. Adam ilk geldiğinde çok kibar centilmen al evlen düğünü yap herkesi çatlat cinsindendi. Giderken öküz olarak gitti. Gerçek söylüyorum ya!

Bide şeye illetim. Erkekler için yazılan yazıların hepsinde erkeği bir övme, bir yüceltme var. Erkeğe baksen ya doğa tutkunu, don juan de marco, heykel gibi yakışıklı, işkolik. Kadınlrla

ilgili yazılar ise tamamen gerzekçe “Kadınlar’ın aslında söylemek istedikleri” Yazının ismi değişiyor ama konu aynı.

Neymiş efendim biz kadınlar aslında söylemek istediklerimizi söylemiyormuşuz. Dolandırıyormuşuz. Hayır erkekler beyinsizse bunun suçu bizde mi? Hep aynı şey “Aslında söylemek istedikleri şunlar” “KAdın osuruk derse sıçma demektir” “Kadın a derse b demektir”. ehh ayıp ama ya!

Sen erkeği romantik- komedi filmlerinden fırlama bir karakter gibi sun yazılarında. KAdınlara gelince şirinleri izlet. Kesinlikle bu aptal dergilerin aptal yazıları aptal bir erkeğe ait! Ayıp denen bişi var.

Neyse şu flört ederken 10 kural yazısını okudum yaladım yuttum. Sonuçlarını alacağıma inanıyorum. Dersime çalıştım Hazırım Aşk’a:Ppp

Because You Left

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

13

Sen gittin ya!
*Bir haftadır ne yana baksam Obama görüyorum. Bin bir gece dizisinde bile karşıma çıktı. Tv izlemekten soğudum biliyor musun?
*Dün gece kardeşimle kavga ettikten sonra çok bağırmışım. Dalağım şişti yürütmedi bu gün beni. Bütün gün küçük emrah gibi dolaştım.

*Aslında bütün şairlerin gitme takıntısı varmış bunu zaten biliyordum. Hepimizin bir şehri terketme tutkusu olduğunu. Bunun derneğini kurmuşlar bu gün öğrendim. Üye olmak için para lazımmış ama.

*Üye olacaktım tabikide ama ayırdığım parayla film aldım. Crow hemide 2.si melekler şehri. Aldıktan bir kaç metre sonra farkettim. Ben bu filmi zaten önceden izlemiştim. Geri dönüp değiştirmeye üşendim bir daha izleyeyim dedim.
*Kırmızı saç boyası aldım. Saçımı boyayacağım. Sonra ondanda vazgeçtim. Değiştirmeye gittim yerine bir sürü oje aldım. Rengarenk miss gibi.
*Simitçi laf attı bana bu gün. “Offf yavrum maşallah gel bana gel bana” dedi. Sen olsaydın döverdin onu. Di mi?
*”Seni içime gömmek istiyorum” sözüne aklım takıldı. İçim fesat içim.
*İş yerinde pencereden bakıyordum. Boklu venedik kanalımda bir şemsiye gördüm. Çok romantikti. Julio Iglesias da çalıyordu fonda “Nathalie” şarkısı. İnanılmaz uyumlu bir andı. İç çektim ve dedim ki “wish u were here”.
*Yanlış dolmuşada binmişim zaten. İnene dek farketmedim. İnincede aaa burası bizim mahalle değil dedim. Başka bir semte gitmişim. Yol boyu hayal kurduğumdan anlamamış olabilirim.
*Kitap fuarı başlıyor izmirde. Çok gıcık oldum ama. Neden bütün her güzel şey İstanbul’da?
*Rüyamda vizesiz heryere gidebiliyormuşuz. Honolulu’ya bilet alıyordum. Rüya ya işte direk uçuş varmış. Ama 60 ytl param kalmış elimde. Anlaştığım otelin geceliği 40 €’muş. Hesabı uçağa bindiğimde yapıyordum. Uçaktan bakınca heryer ne kadar da minik gözüküyordu. Hostes falanda yoktu. Ama güzel heyecandı. Honolulu’da sorf hocası bulup evlenebilirdim belki. Honolulu ne ya dersen açıklayayım. Sanırım Hawainin başkenti. Nerden kazınmışsa zihnime. Uyanınca baktım guugldan güzel yermiş. Guugıl olmasa ne yapardım ben?
*Geçen haftada rüyamda İtalyaya gidiyordum. Her hafta başka ülkeye gidiyorum. Bakarsın belki bu hafta da Kosta Rika’ya giderim belli mi olur. Aslında ben en çok meksiko sitiiiyi birde Parisi merak ediyorum. Parisi merak etmiyorum aslında yalan söyledim.
*Kahveyi bıraktığımı biliyorsun zaten. Nerden baksan 2 hafta olacak. Günde 3 bardağa indirmiştim. Dün bozdum. Aslında bu günde bir miller kaptım kendime. Bok vardı sanki. Ama olsun şerefine içerim bende.
*Dün kafama tuhaf bir şey sürdüm. İtiraf edeyim güneş kremi sürdüm. Saç şekillendiricim bitmişti. Belki işe yarar dedim. İşe yaramadı. Yıkamayı unutmuşum. Saçım yağlı yağlı dolaştım. Çok utandım. Sanki kepeklenmiş gibi duruyordu.
*Sivilcemle barışık yaşamaya karar verdim. İsim bile koydum ona. Murtaza adı. Bilmiyorum işte öyle..
*Grup gündoğarken diye üç amca vardı ya. yok bir amca geri kalanı yeğen. Toprağım onları dinlemeye başladım. Amcanın sesi gerçekten çok güzelmiş. “Bana gelsen benim olsan beni sevsen temelli bu ne davet ne cesaret bu yalnızca Temenni” diye bir şarkıları var. Gözlerim ıslandı o şarkıda. Yada nemlendi. Yaşardı. Doldu. Taştı.

 

*Yıllar sonra resim çizerken Martıları “M” harfiyle yaptım. Çok heyecanlandım “mmm” 62den de tavşan yapacağım. Sonra “dolap” yazıp “d” ile “p” harflerinin kuyruklarını birleştirip surat yapacağım. Yetenek mi dersin?
*Artık Lost dizisini izlemiyorum. 5. bölümden sonrasını indirmedim. Onun yerine Bin bir geceye başladım. Çok enteresan şeyler oluyor.
*Az önce tüpçü geldi. Yine tüp bitti. Doğal gaz neden izmire geç geldi diye düşündüm. Sonra yine neden herşey İstanbulda diye düşündüm. Tüpçü sanırım benden hoşlanıyor. Çünkü her geldiğinde “Abla takayım mı” diye soruyor. Ama ben iyi niyetliyim yanlış anlamıyorum. “Yok ben kendi kendime takarım” diyorum. Neyi takıyorsam.
*Tom curuzla Penelope curuzu kardeş sanabilirdim eğer yaşım 7 olsa. İyi ki 7 yaşında değilim.
*Adamo dinlemeye başladım yeniden. Bilmesem kendisini kadın sanacağım. La nuit şarkısını seçtim özellikle. Millerimi şarap kadehine doldurdum. Kendi kendime içlendim.
*Bu gün hiç küfür etmedim mesela.
*Yarında etmek istemiyorum.
*Bar ve kalabalık yerler beni sarmaz sıkılırım. Yalanıma inanmak istiyordum da akşam muhtemelen bara gideceğim. Belki sende gelirsin diye çağıracaktım. Sonra çok davetkar olurum diye çağırmadım. Aslında yine yalan söylüyorum bunlar şimdi aklıma geldi. Bara gitmek fikri falan. Sıkıldım Çalar Saat’i dinlemekten. Yok o tepemden çalan değil. İzmirde bir grup işte. Çarşambaları Beri bluesda çalıyorlar. Bir keresinde bana “Super girl” şarkısını armağan etmişlerdi. Aslında ben zorlamıştım. Ama zorla güzellik olmaz ki, demek ki onlarda armağan etmek istemişler. Cure’un Love Song’nda çok güzel söylüyorlar. Benimde sesim güzel olsa bende çok güzel söylerdim.
*Geçen maç vardı Galatasaray-Antep maçı. Ne bileyim aklıma geldi işte.
*Hahh şeyden dolayı aklıma geldi. Maçı arkadaşlarla Kumrucu Ömür’de izlemeye gittik. Hafta sonuda pikniğe gitmeye karar verdik. Aslında verdik yanlış olur. Onlar karar verdiler. Banada mercimek köftesi yap dediler. Tamam dedim. Acıktım. Sen olsaydın senle başbaşa giderdik pikniğe. Hem daha güzel olurdu. Ekose (Doğru mu yazdım?)li örtüyü seredik. Ben kırmızı bir pabuç giyerdim. Sen şarap almış olurdun. Yada şarabı sen alma ben alayım senin cebinde akrep var uyduruk şarap alırsın. Kırmızı değil beyaz şarap severim ama formatı bozar mozar kırmızı şarap alalım. Sonra baş başa oturup güzel yeşilliğin içinde şarap yudumlayıp bir birimize hayallerimizi anlatırdık. Nedense senin hayalin olduğuna hiç inanmıyorum ben. Odun gibisin. Özür dilerim:(
*Odun demişken aklıma geldi. Darwinin teorisine itiraz etmeyen bir ben kalmışım sanırım. Acaba maymunlar ne der bu işe. Bence onlara daha saçma geliyordur. Balkonuna çanak yerleştiren insanlar mı daha tuhaf yoksa bir birinin bitlerini yiyen maymunlar mı.
*Bak sosyal mesajda verdim. Geçen banyoda şarkı söylüyordum. Enrico Maciasdan “Les Millionaires Du Dimanche”. Sonra çok aşka gelmişim ayağım kaydı kafam yere çarptı. Iqm düşmüş olabilir.
*Bütün bunlar artık sen yoksun diye oldu hep. Sen olsaydın olmazdı. Veya olurdu. Olsada olurdu olmasada olurdu. Ama olmasa daha iyi olurdu. Yok ağlamıyorum gözüme kürdan kaçtı!

Benim İçin Zor Ama İtiraf Ediyorum

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

12

Yazın yorgan döşek yatmayı
Kışın yağmurda koşmayı
Birde çırpı bacaklı sarışınları sevemedim gitti

Sene 1999, mevsim yazdı. Henüz okullar yeni tatil olmuş arkadaşlarla okulun kasvetli bahçesinde su savaşı yapıyorduk. Çok sevdiğim sevgilimin birkaç ay sonra beni terk edeceğinden bir haber hayata umutla tutkuyla devam ediyordum.

Ve o karanlık gün gelip çatmıştı. Mahallenin en yakışıklı zira herkesin sırtına hasta kaldığı! Ama benim! Sadece benim! (nihahhaha) olan aşırı yakışıklı sevgilim beni terk etmişti. Yıkılmış bir halde çok yakın ortak arkadaşlarımızla deva bulmaya çalışıyor, ondan gelecek ufacık bir haberle dünyamı yeniden kurmaya çalışıyordum. Henüz mp3 moda değildi. Modaydıysa bile ben indirmeyi bilmediğim için radyodan şarkı dinlemekle mükellef bir hayat yaşıyordum.

Ansızın bir yaz günü radyoda o şarkı duyulmaya başladı. “Aradığın aşkı söyle buldun mu???? Benden uzaklarda mesut oldun mu???? Kendine yeni bir dünya kurdun mu?? Sen benim dünyamı yıkıpta gittin” Bu şarkıyla içimde anlam veremediğim acıları yaşarken telefonum iki kez çalmıştı.

İki kez çalmasının anlamı “Mahallede çardaktayım aşağı gel” oluyordu. Cevapsız çağrıya baktığımda ortak arkadaşımızın günlerdir bana getireceği haberin sesi olduğunu hemen anlamıştım!

Çardağa indiğimde arkadaşımın yüzünde ki ifadeden iyi şeyler olmadığını anlamıştım.
-Durum nedir Murat
-Haberler pek iyi değil Z. Bok
-Tahmin ettiğimiz gibi mi?
-Daha da kötü
-Yoksa
-Evet! O artık başkasıyla berabermiş üstelik kız arkadaşı 19 yaşında.
-Demek 19 yaşında. Rakibim benden büyük ve üstün. Ama hayır asla buna musade etmem. Sevdiğim adamı elimden almak ne demekmiş ona ödeteceğim.
-Z.bok
-Efendim Murat
-Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama yalnızca 19 yaşında olsa iyi Dahası üniversiteli.
-Demek üniversiteli. Rakibem hem benden büyük hemde üniversiteli. Hayır murat gözüm korkmadı. Dostoyevski okuyarak bu açığı pekala kapatabilirim.
-Yalnız daha da kötüsü var Z.bok
-Yoksaaaa
-Evet kızın saçları sarı

Duyduğum bu haberle yıkılmış eve yalpalanarak dönüyordum. Kulağımda aynı ses çınlıyordu. Muratın sesiydi. Eko yapıyordu. “19 yaşında.. büyük.. üniversiteli… 19… sarı saçlı… üniversiteli… büyük… sarışın…. Dostoyevski… üniversiteli…19…. Sarışın….”

Yeterrr diye çığlık attım.
Teslim olmaya hiç niyetim yoktu. Evin kapısından doğruca eczaneye ilerledim. Hiçbir güç önümde duramazdı artık.
-Elinizde şey var mı?
-Ne aramıştınız
-Şey işte
-Gebelik testi mi
-Yok yahu abartma şey işte.. Oksijenli su
-Hmmmmmm şöyle kenara geç

Hızlı bir hamle ile eczaneci kadınla para ile oksiyenli suyu takas ettik. Güneş henüz tepedeyken hızla eve koşup oksijenli suyu kafama boca edip balkonda oturdum. Yarım saat kırkbeş dakika içerisinde bende sarışın olacaktım.

Zaman adeta durmuştu sanki. Ve vakit dolduğunda aynaya baktığımda bende sarışındım.

Bu öyle bir illetti ki bir başladın mı bir daha kurtulamıyordun. Yıllar boyunca röfle, balyaj sarışınlığım devam etti. Bütün çirkin sarışın şakalarına göğüs gerdim. Ama artık bende tam bir sarışındım.

Taaa ki o kara gün gelene dek.

Sene ikibinbilmem kaç mevsim sonbahar. Yeni bir sevgilimle umut dolu gelecek hayalleri kurarken. Yaptığı pis sarışın şakalarına boyun eğmiştim.. Ama o gün her şey değişmişti. Sevgilim bana harikulade bir şarkı yaptığını sözlerinde beni sakladığını söylemişti.
“Düşümdesin esmer kadın ahşap kalbimin içindesin”. Hayır! Yalan söylüyorsun diye haykırdım. Evet beni aldatıyordu. Evet dibimden kumral saçlarım sarışınlığıma gölge düşürüyor olabilirdi. Ama ben sarışındım! Hemde senelerdir sarışındım! Esmer kadın ben değildim! Yanlış şarkıydı. Yaralanmış ve incinmiştim.
Sessiz ve sakin adımlarla Tansaşa doğru ilerledim. Boyaları tek tek gözden geçirdim. Kimsenin görmediği bir anda kumral bir boyayı bulup akşam kimse fark etmeden kumral olmuştum bile.

Artık aptal şakalar olmayacaktı.

Ama artık hiç kimse bana “Sarı şekerim kalbine girerim seni mahvederim” veya “sarı saçlarından sen suçlu yada sorumlusun” (ayy bu kayahanda ne sarışınlık düşkünü herifmiş.) demeyecektide.

Şimdi neden sarışınlardan nefret ettiğimi anlıyor musunuz?

AŞK Sen Nelere Kadirsin

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

11

Daha önce bir çok kez aşık olmuştum. Hepsi farklı farklıydı. Ama adalet anlayışım vardı. Hepsinde ben aynı değildim. Kimine daha kötü, kimine daha bedbaht. Sonuç olan hepsinde saçmalamış olmam değil mi?

Sonra sen çıktın karşıma. Aynı Hande’nin aptal şarkısında ki gibi. Romeo gibi çıktın lan. Yırtık dondan fırlar gibi. Lop diye. Yüksek yakaların vardı gösterişliydin. Ne bileyim güleriz eğleniriz sanıyordum. Arada ciddi de konuşurduk. Gerçekten! Ama yemedin sen! Afferim iyi yaptın. Bok vardı yemedin.

Sana diğerlerinden çok farklı olduğunu anlatacaktım. Ballandıra ballandıra. Egon tavan yapacaktı. Sen bile kendine inanmayacaktın. Mükemmel sanacaktın. Bende mutlu olacaktım. Ama yemedin işte. İyi ki yememişsin. Bu benim taktiğimdi zaten. Yarın öbür gün nasılsa siktirolup gitmek isteyecektin ya hani. İşte o zaman “Hakkatten diğerlerinden farklıymışsın. Daha fazla şerefsizmişsin” diye arabeskleşecektim.

Çok farklı bir beklentimde yoktu hani. Öyle düğünümüz olsun derneğimiz olsun. Dört koldan saldırmayacaktım. Efendi bir insanım ben gırtlağına yapışmam kimsenin zaten. Ne diyecektim ya ben. Hah geldi aklıma! Alttarafı bizi anlatan uyduruk bir şarkı seçecektik. Ben öyle bir kandıracaktım ki seni seçtiğim şarkıyla apışıp kalacaktın. Annemin karnından Beatles dinleyerek doğmuşum sanacaktın. Ama şarkımız “Bizimkisi bir aşk hikayeesii siyah beyaz film gibi birazzz.” Şarkının devamını unuttum unutmasaydım onuda yazardım.

Sen böyle ortalıkta yalı kazığı gibi dolanacaktın. Elin muhtemelen alnında olacaktı. Ben senin dünyayı kurtarmaya falan çalıştığını sanacaktım. Gözümde kocaman olacaktın. Sen aniden sesini kısıp “Seni çok üzmüşler” diyecektin. Ben numaracıktan boynumu büküp “Bakk” diye dirseğimi gösterecektim. Çocukluktan kalma bir yara olacaktı orda. Yoksa bile boşver. Varmış gibi davranırsın pekala. Dirseğime bakınca için acıyacaktı. Çok üzülecektin. Gelip sımmmsıkıııı sarılacaktın. “Ben seni hiç üzmem” diyecektin. İçimden bir “Hasssiktir” çeksem bile. “Üzmezsin” dimi diye yüzüne köpek yavrusu gibi bakacaktım.

Sana hediyeler alacaktım. Tuttuğun takımın atkısını alacaktım. Yada oturup siyah bir atkı örecektim sana. Kıyamayacaktım kışın çıplak boynun üşürse diye ördüm diyecektim. Sende bunu yiyecektin. Oysa klasiktir işte. Her genç kız örer sevdiğine bir atkı. Maliyeti ucuz ya hani. Ama asıl amaç bu değil tabiî ki. Ben kendim ördüm diyecektim aslında ilik gibi ören anneme ördürecektim. Sonra üstüne parfümümü boca edecektim. Yıllar sonra koklayınca bile aklına ben gelecektim

Ahh ilk buluşmamız. Heyecanlandım şimdiden. Yer mekan önemli mi? İlk kez elimi tutacaktın. Muhtemelen yolda yürüyor olacaktık. Ben yolda yürümeyide beceremem. Ayağım bir yerlere takılır ya hani. Sende kolumdan tutacaksın işte. Ay yok bu çok lisevari oldu. En iyisi cafede oturalım. Sonra masada iki el mal gibi bir birine bakınsın. Yok ya bunuda sevmedim. Azıcık yüzsüz ol lop diye tut elimi. Siktiret sen tutma elimi. Direk sorgusuz sualsiz copppp diye öperdin belki. Daha sevimli olurdu. Suratım falan domatese dönerdi. Sonra zaten el ele tutuşurduk.

Kıskanç değilim diye bir tomar yalan atardım muhtemelen sana! Herkese attım o yalanı zaten. Şeyy ya. Varya o yalanı atınca daha az korkuyor erkekler. Birde sinir oluyorlar. Nasıl ya neden kıskanç değil diye. Çok seviyorum bu yalanı atmayı. Oysa eşek gibide kıskanıyorum. Böyle görsen aklın falan çıkar. Bakkaldaki sümüklü kızı bile kıskanıyorum. Üç yaşında bir kardeşin olsa onu bile senden kıskanırım yani. Hastayım psikopatım o konuda. Ama sende kıskanırdın şimdi. Ben kısacık etekler giyerdim. Sen suratını şekilden şekle sokardın. Hatta eteklerim yüzünden kavga ederdik. Sonra barışırdık. Kavga etmeyi senle çok severdim. Çünkü barışınca uzun uzun öpüşmelerimiz olurdu. Bende eteklerimi uzun uzun öpüşelim diye giyerdim.

Sonra ilişkimiz üçüncü ayına girerdi. Üçüncü ayını kutlardık. Aslında ilişkiye başlamadan önce özel günlerin salaklığından bahsederdim sana. Bu tip şeyler salakça gelir falan derdim. Sende ne var hemen inanacak buna. Üçüncü ayımızı unutmuş olurdun. Ben surat yapardım. “Neyin var” diye sorardın. “Yok bişiiii” diye sonu uzun iiiili bir cümle kurardım. Anlamazdın anlam veremezdin. Siktiret anlama. O hallerde sevimli gelir ilerde falan güleriz belki.

Ama en güzeli de. Gecenin bir körü telefonun dıtlardı. Bilirdin tabi benden gelecek bir msg olurdu. Bi açardın bakardın ki “Özledim seni” yazmışım. Sen yatakta uyumaya çalışırken tavana aptal aptal bakmışsın. Öyle sevimli şirinler gibi bir aşkımız olurdu.

Sonra ya sen yeni birini ya ben yeni birini bulurduk. Hadi kandırmayalım şimdi kimseyi. Benim okuyucum aptal değil. Ben de aptal değilim. Sen.. her kimsen sende aptal olamazsın tabi ki. Severek ayrılamazdık ki. Hem başkasını sen bul. Ben bulamam. Sonra vicdanım sızlar. Sen bul ki ilerde de allahından falan bulursun. Beddua ederim sonra arkandan. Hem ben sen olsanda olmasan da nasılsa birini bulurum. Ayrılığımızda böyle olurdu. Sen beni terk ederdin. Ben ardından hüngür hüngür ağlardım. Birde utanmadan beni suçlardın. Giydiğim etek yüzünden, patavatsızlığım yüzünden falan ayrılıyor olurduk. Sebep ne olursa olsun cümleye başlangıç “OImuyor” diye olurdu. İçip içip seni arardım. İlk birkaç gün açardın telefonu. Sende neden cevap verdiğini bilmezdin. Kötüsün ya kaka adamsın ya. Açıverirdin işte. Sarhoş sesle ağlardım. Önceleri egon tatmin olurdu. Ama sonra sıkardı bu durum artık seni. Bir süre sonrada ben sıkılırdım zaten. Senin geçtiğin yolları gittiğin yerleri ezberlerdim. Karşında ayrık otu gibi biterdin. Sen belki tesadüf zannederdin ama asla tesadüf olmazdı. Sonra seni kıskandırmak için bir sürü şey yapardım. Kıskanmazdın. Ama olsun ben yinede yapardım.

Sonra bir gün arkadaşlarımla bir kafede otururken. “Bak canım bu Berke” diye yeni biriyle tanışırdım. Aynı Hande’nin aptal şarkısında ki gibi. Romeo gibi çıkardı karşıma. Yırtık dondan fırlar gibi. Lop diye. Yüksek yakaların vardı ve gösterişli olurdu. Sonra seni unuturdum. Yada unutmuş taklidi yapardım. “Aşkkk sen nelere kadirsin la la la la lalayyy”

Lanetlenmiş Bir Gün

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

10

(Hazin bir itirafın başlamasından habersiz bir 9 Nisan günü)
Evde kızların baskınına uğradığım bir 9 nisan günüydü. Alttarafı bi şişe ucuz şarap ve bir avuç dolusu dedikoduyla bir günü geçirecektik.
Kızlardan bir tanesi klasik bir kız sohbeti başlattı.
Kızlardan bir tanesi- Geçen biii falcıya gittim
Bütün kızlar- Eeeeeeeeeee!
Geçen falcıya giden kız- İsim bile veriyor. Herşeyi söylüyor!
Bütün kızlar-Wowwwww

Neyse aşk meşk dedikodu devam etti. En yakın kız arkadaşımla kızları postaladıktan sonra oturup bir güzel giden kızları aşağıladık cehaletlikle suçladık!

Ve 10 Nisan sabahı. Aklımızda kalan yarım yamalak adresle falcıya gitmek için yola koyulduk. (Ama isim bile veriyormuş ya naaapaalım).
Daha rezillik kısmı kapıdan çıkarçıkmaz başladı. Geçen bahçede çiçek çaldığımız herifle karşılaştık. Selam melam derken en nihayetinde herifin adınıda öğrenmiş olduk. Gideceğiniz yere kadar bırakayım sizi falan dedi. Bizde unuttuk hemen atladık.

Falcının yeri çingene mahallesi gibi bir yerde. Şimdi bulunduğu yerde torbacılar falan var. Biz karşıyaka tarafına geldiğimizde adam bize ne yapcaksınız falan deyince geldi aklımıza yarı yolda inip yola devam ettik. Ne diyecektik!
-Hoş beyefendi bizde umutsuz bir şekilde falcıya gidiyorduk. Hem isimde veriyormuş. Körmüş suya bakıyormuş. Suda cinleri falan varmış. Tarot baksa bakmıcaz yani! Cin bu boru mu! Ondan gidiyoruz yoksa biz inanmayız böyle şeylere.

Derken bu semtin dolmuşuna bindik. Bindikde binmesine ama biz nereye gideceğimizi bilmiyoruz ki! Öle mal gibi bindik. Dolmuşta arkadaşımla kavga ediyoruz
-Sen sor
-Hayır sen sor z.bok
-Sen sor kızım senin medeni cesaretin var
-Yaaa sen sor senin sevgilin yok
-Allaaa belanı vermesin emiii
-Hanımefeeennndddii
-Efenndim kızım
-Bu birsen hoca diye bir kadın varmış onun oraya nasıl gidebiliriz
-Aaa kızım hocaya mı gideceksiniz genceciksiniz boşuna paranızı harcamayın. Zaten bilemez onlar yalandır yalan!

Teyzeden hayat dersi aldıktan sonra. Bi bismillah şoförün yanına gittim. O kadar yol gitmişiz geri döner miyim?

Fısıltı ve utançla ve sanki gidecek ben değilmişim gibi rahatça
-Şoförrr beeyy birsen hocanın orda…
Daha sözüm bitmeden. Tamam ben size ineceğiniz yeri söylerim dedi. Geçtik oturduk. İneceğimiz yere geldiğimizde önden şoför basbas bağırıyor.
-Birsen hocaya gidecek beyaaannlarr. Burdan gidin naaa ilerde kırmızı ev var onun sokağında kime sorsanız gösterirler.

Allahım o ne utançtı size anlatamam yani.

Neyse biz yola devam dedik kırmızı binayı bulduk. Odaa nesi Birsen hocanın Gelini kapıda.

-Bizz Birsen hocaya bakmıştık cinleri varmış hani. Suya bakıyormuş
-Evet ben geliniyim
-Çok kalabalık mı?
-Kızlar birsen hanım mubarek günde bakmaz. Menemene gitti kendisi. Cumaları bakmıyor.
-Hönkkkk
-İzinli izinli yarın gelin.

Tüm utancımızı rezilliğimizide alıp geri döndük. Amaaa yok yılmadık! Yarın sabah aynen birsen hocadayız. İsim vercek o biliyom ben!

Artık Benimde Bir Sevgilim Var

Şubat 9, 2010 by admin  
Filed under Makale

9

Kim demiş kimse zodyaklıya bakmaz diye? hıhh
Kimse onu koluna takmaz diye?
Evde kalmaktan kurtulamaz diye?
Çatlasın patlasın dönsün deliyeee. Yehoooohuhuhuhu
Evet nacizane bir sevgili bulmuş bulunuyorum kendime. Hemen anlatayım şöyle göğsümü gere gere. Kendisi hem asker hemde rock star olmakta. Çok güzel inanılmaz şahane bir sesi var. Düğün şarkımızı bile söyleyecek. Ama kararsızız nedense Fadeout istiyorum ben. O ne istiyordu unuttum. Çok tatlı bir gülüşü ve inanılmaz bir bakışı var. Mavi boncuk boncuk gözleri bile var.

Ha şey söylemeyi unuttum. Kendisi United Kingdom’dan. Adı Baz. Hee sanal biri ne yani olamaz mı alla alla ya! Türkiyeye gelir belki alla alla ya. Sanal manal Facebookta relationship yapcaz biz.

Ama sıkılıyorum ya. Sürekli pretty pretty deyip duruyor. Bir süre sonra bunalıyorum. Birde anacım ingilizce ben çok keko bir kızmışım onu anladım. Dün gece Baz’a bi iltifat edeyim dedim. Paso kendisi pretty falan deyince ayıp olmasın dedim. Lan ne keko kızım herife gözlerin ormana benziyor deyiverdim. Ne bilim aklıma ilk o geldi. Öyle camerada boncuk boncuk bakıyordu garibim. O benden kekoymuş ama korkmuyor musun peki diye sordu. Allahım yereppim iki katı kekolaştım yok sadece kayboluyorum dedim. Kaybolma dedi ve sanırım gözlerimde kal dedi. Orda yaşa yada ay ne bilim o kısmı tam anlamadım.

Birde zor bu sanal aşk işi. Herif sıçar gibi yazıyor yetişemiyorum. Dur bir annem kelime haznem sanki çok geniş gibi sıçar gibi yazılır mı hiç? Yazılmaması lazım tabikide. Birde skype kullanıyoruz böyle malak malak. Dediklerinin çoğunu anlamıyorum. Anlamayınca i miss u deyip geçiyorum. Hızlı konuşuyor ya ben daha bu ne dedi diye düşünürken bakıyorum başka bir şey demeye başlamış.

Ya geyiğine takılıyordum önce Javier Texasa gidince chatleşecek arkadaşım kalmamıştı Baz’ıda italki den tanıyordum zaten. Sonra bir baktım ki asılıyor bana haspam. Öyle şirin şirin cümleler kuruyor.

Dün gaza geldi benim Baz tutturdu Türkiyeye geleceğim diye. Ay bende hiç yok demedim açıkcası gel dedim.

Ama görseniz çok şeker ya. Dün soruyor bana yarın gelecek misin diye. Dedim yarı maç var bebeğem. Hemen Galatasaray yazdı. Biliyorda şopar yani. Maçı izlerkene bir msg attı bu. Beni özlemiş çok çok özlemiş ben ona büyü yapmışım yada büyülemişim yada öyle bişi.

Eve bi geldim bekliyor bu beni. Ama pcsi boşta bekliyor salak. Ne güzel maçta çıkan kavgayı anlatcaktım ya!

Öfff sanal bir aşkımda oldu nihayetinde. Yaa şimdi bu sanal aşk nasıl oluyor ben hala onu anlamadım ki:S Oha be acıdım bak kendime.

Sonraki Sayfa »

Toplist

Suan Dunyada Insan Yasiyor..

| Sohbet | Bedava Sohbet | Kızlarla Sohbet | Canlı Sohbet | Chat | Bedava Chat | Kızlarla Chat | Okey | Oktay Usta | sohbet | Sohbet | iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarısması | burmeh yaza lida fx15 biber hapı ile formda girin | chat | sohbet | sesli chat | sohbet | sohbet | muhabbet | izle | sohbet | sohbet odalar | sohbet | chat | film izlesene | mirc | chat